Nişabur ve Şiraz

Nişabur ve Şiraz
  • 2015-01-02

7. Nişabur
 
Nişabur Meşhed’in 125 km uzağında. 
 
Nişabur’a giderken yol üzerinde Hacı Bektaşı Veli'nin doğduğu Fuşencan Köyü var.  
 
Mutasavvıf (Rh.
 
A) Feridüddin-i Attar Hazretleri’nin kabri burada. 
 
Yine Nişapur’da gömülü şair Ömer Hayyam (1048-...) Nişapurlu çadır imalatcısı İbrahim’in oğlu. 1072 yılında Rübaiyat kitabını yazmış, Celali Takvimini icat etmiş. Büyük Selçuklu Döneminde yaşamış, şarap içmekten geri durmayan bir aykırı adam.  
 
 
 
Ömer Hayyam'ın türbesi
 
İnsan sevgisini işlemiş, Yobazlığa karşı durmuş, savaşlara karşı çıkmış. İnsan aklına önem vermiş. Gökbilim, fizik, tıp, felsefeyle ilgilenmiş. Sultan Melikşah döneminde Vezir Nizamülmülk tarafından bilim heyetinin başına getirilmiş.
 
İşte onun yazdığı bir dörtlük:  
 
“Hayyam oldunsa mest sen zevkine bak
 
Bir taze güzelle neşvelen zevkine bak
 
Madem ki yokluktur işin akıbeti
 
Yoksun farz et de var iken zevkine bak” (Hayyam 2011: 29) 
 
Mezarı kayısı, şeftali ağaçlarının altında… çünkü o ölmeden şöyle demiş: 
 
“Mezarım öyle bir yerde olsun ki, her ilkbaharda kuzey rüzgarı üzerine çiçekler saçsın”. (Malouf 2010: 162) 
 
Hayyam’ın kabri, İran bahçelerinin en görülmeye değer olanlarından biridir. 
 
“Şirazın şarapları olmasaydı Hayyam bu rübaileri yazamazdı” derler. (Demirburak 2014: 9
 
Demirburak’ın eserine aldığı (s. 103) Hayyam’ın dizelerinden bir diğeri: 
 
“Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben…
 
Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi
 
Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmedem”

 

 

Nişabur'da Ömer Hayyam'ın mezarı başında
 
 
8. Şiraz
 
 
Meşhed’den Şiraz’a İran Havayolları ile uçtuk. 2 saate yakın bir yol. Uçaktaki hizmet kalitesini bizimkilerle karşılaştırmak mümkün değil.  
 
Şiraz’daki otelimiz 5 yıldızlı Sateregan Oteli. 
 
Sabah grupla birlikte yaptığımız zevkli bir kahvaltı sonrası 9.30’da hareket ediyoruz. 
 
Fars Eyaleti’nin başkenti Şiraz’da; tarihi eserler, şairler, filozoflar, savaşçılar, krallar, orkideler, portakal ve güller gördük.  
 
 
Şiraz Kapalı Çarşısı
 
Buranın şarabın anavatanı olduğunu öğrendik. Bu bölgede MÖ 4.000 yılından bu yana üzüm bağları bulunduğu ve şarap yapılıp içildiğini öğrendik. Timur’un 1.400 yılında tüm İran şehirlerini yakıp yıkmasına rağmen Şiraz’a dokunmamasının nedeninin üzüm bağları ve şarap sevgisi olduğu söyleniyordu.  

 

 

Şiraz Kerimhan Kalesi
 
 
Şiraz üzümü laciverte kaçan renkte, sert, küfe ve mantara dayanıklıdır. Kabuğu kalındır, tadı buruktur. Üzüm bağlarının yanındaki şaraphanelerde hemen şaraba çevrilir bu üzümler. 1979’dan bu yana ise artık şarap yapımı yasak. Hatta bağ köklerinin yurt dışına çıkarılması da yasaklanmış. Şiraz üzümünün Avrupa’ya İskender’in askerleri tarafından taşındığı düşünülüyor. Bu tip üzümler bizde de Ege ve Marmara bölgesinde yetişiyor. (Demirdurak 2014: 81) 
 
 
Şiraz'da bir okul
 
Şiraz’daki bir akşamı, nargile kafede geçirmek istiyoruz. Elmalı… nargileleri denerken 3-4 kişilik bir kadın grubu geliyor aynı salona. Rehberimiz Hüseyin bu kızları tanıyor. İranlı kayakçılarmış bu hanımlar. Hüseyin onlara Türkiye’deki kayak imkanları konusunda bilgi veriyor. 
 

 

Rehberimiz Hüseyin Zamanoğlu Firdevsi Anıtı'nın önünde
 
 
Ertesi gün Şiraz Adliyesi önünden geçerken hukukçu arkadaşlar içeri girip bir duruşmayı izlemeyi arzu ediyorlar. Adliye kapısındaki güvenlik elemanına iletiyor bu dileğimizi Hüseyin. İçeri giden asker sivil bir memur ile geri dönüyor ve olumsuz cevap veriyor bize. Tam o esnada adliyeden iki suçlu çıkarılıyor askerlerin arasında. Elleri ayakları kelepçelenmiş ve birbirine bağlanmış. Piyamaya benzer mahkum elbiseleri giydirilmişler. Merdivenlerden inince bir genç kadın ve oğlan mahkumlardan genç olanına koşup kucaklamaya, ona sarılmaya çalışıyor. Askerler engelliyorlar. Oğlan askerlere tepki gösteriyor. Bir başka asker gelip çocuğu yakalayıp götürmeye çalışıyor. Başka bir iki kişi askerin elinden çocuğu almaya çalışıyorlar. İkinci bir asker gelip müdahale edenlere sert çıkarak oğlanı adliyenin içine alıp götürüyor. Genç kadın ağlıyor, feryat ediyor.