7 - Pembe kent JAİPUR

10 Mart Çarşamba akşam üzeri JAİPUR havaalanına indik. Öncekilere oranla epey güzel sayılan Volvo marka otobüsümüz ile kalacağımız otele JAYPEE PALACE’ a hareket ettik. JAİPUR, pembe kent idi. Ping City’e “ pembe şehir” hoş geldiniz tabelaları karşıladı bizi. Havaalanının çıkışından itibaren yolları, refüjleri, çiçekli kavşakları, aydınlatma ve trafik ışıklarındaki düzen ile bizi çağdaş bir kent olarak karşıladı Jaipur... Şehircilik anlayışının gelişmiş örneğini gördüğümüz pembe kent, nispeten düzenli görünüyordu. Ne var ki otelimize giden yol, ana arter değil de; kestirme olduğu için eski yerleşim yerlerinden geçince klasik Hindistan manzarasıyla yine karşılaştık.   Otele yerleştik, sabah MİHRACE’lerin hükümran olduğu 12. yy’dan 18. yy’a kadar hüküm sürdükleri bu şehrin kurulmasından önce eyaleti yönettikleri AMBER KALESİ’ne çıkacağız.

 
11 Mart Perşembe günü otelden erken çıktık. Zira AMBER kalesine fillerle çıkmayı planlıyorduk. Gecikince bu şansımızı yitireceğimizi söyledi rehberimiz. Çünkü filler kaleye saat 8.00’da çıkmaya başlıyorlar, saat 10.00’a kadar çalışıyorlarmış, yoruluyorlarmış hayvanlar. Üzerlerindeki insan yükü onlara çok gelmese de devasa vücutlarını kalenin üzerindeki saraya çıkarıp indirmeleri epey efor sarfettiriyormuş.   Erkence Amber kalesine ulaştık, fillere binmek için sıraya girdik, yine yapışkan sokak satıcılarının tasallutu altında merdivenlerle çıkılan yüksek duvarın üzerine çıkıp sıramız gelince ikişer kişi halinde fillere binip yürüdük. Önde filin başının üzerinde onu yönlendiren filci vardı.  
 


Kalenin tepesine doğru dar ve yokuş yoldan fil üzerinde çıktık. Dizaynı gereği yan oturduğumuz filin selesinde çalkalanır gibi sallanarak, tehlikeli sayılabilecek bir yolculukla zorlanarak çıktık. Geniş düz bir avluya ulaştık, etrafta merdivenlerle çıkacağımız sarayın üstteki divanların, haremlerin, çar bağ’ların, aynalar salonu SHEESH MAHAL’in olduğu çevresinin duvarlarla ve sütunlu revaklarla kaplı olduğu alanda filin yanaştığı yükseltide filden indik. Toplandık ve MİHRACELERİN yönetim mahalli olan saray kısmına merdivenlerden çıktık.  
 


Çıktığımız alanda havuzlu bahçeler, divanlar, kenarlarda eski Jaipur’u bir yandan, yapay havuz ve fillerin çıktığı yolu öbür yandan gören mermerden oyulmuş kafeslerin bulunduğu bölümler vardı. Sütunlu, kubbeli yapılardı. Aynalar salonu da bu bölümde idi, önünde yakılan mumların şuaları ile oluşan ışık yansımaları revnaklı gecelerin yaşanmasına zemin oluşturuyormuş. Bin bir gece masallarına konu olmuş Hint mihracelerinin görkemli yaşamlarını ve eğlencelerini de günümüze yansıtıyordu bu yapılar. Diğer bölümlerini de gezdik, Divan-ı Aam, Divan-ı Hâs vardı, sonra harem kısmına geçtik. Ortasında kameriye olduğu söylenen fazlaca mermer sütun üzerinde yükselen yapının olduğu kare planlı bölmeye geçtik. Bu kare avluya her kenardan açılan üçer kapı vardı. Toplam on iki kapı, mihracenin haremindeki on iki gözdesine ait imiş. Her kapı bir harem odasına götürmekte, mihracenin eşleri haremindeki yaşamını burada sürdürmekte imişler. Haremin dışarıya kapısı ve penceresi yokmuş, haremdeki kadınlar yalnızlık hastalığına müptelaymışlar. Bazen yalandan hastalandıkları olurmuş, hekim gelsin de farklı bir insan yüzü görelim diye. Sarayın iç, sonra da dış bölümlerini gezdik. Bu yönetim bölümü yüksek bir tepe üzerine pembe kum taşından inşa edilmiş saray kompleksidir. Korunaklıdır. Amber kalesinin dış duvarları Çin Seddini andıran bir sur duvarları ile iniş-çıkış tepe üstlerinden dolaşan çepeçevre kale duvarlarıdır ve beş kilometreden fazla uzunluğa sahiptir. Bazı tepelerinde burçlar vardır. Bazılarında da daha küçük sanki gözetleme kulesi benzeri yapılarla donatılmıştır.  
 


Sarayın gözetleme balkonlarından bir bölümü bin yıllık eski Amber köyüne nazırdır. Belli belirsiz taştan yerleşim yeri olduğu anlaşılan temel ve yıkık duvar kalıntıları vardır. Yanı başında da 300 yıllık geçmişi olan binaları ayakta, Amber Köyü bulunmaktadır.   Sarayın, fillerle çıkılan, giriş yolu tarafında da, antik zevkin bir ürünü olduğu hissedilen yapay göl yatağı vardır. Etrafı tabir görüntü vermek maksadıyla olsa gerek, düzensiz duvarlarla çevrili bir alana su dolduruluyor, yapay bir gölet oluşturuluyormuş. Yapay gölete uzanan, adeta sahilsaray görüntüsü taşıyan bahçe saraylar vardı, bu yapıların süslü bahçeleri gölete uzanan yarım adacıklar şeklindedir. Bin bir gece masallarına konu bazı sahneler de buralarda yaşanıyor olmalı.   Evet, yukarıda JAIPUR’un, Hindistan’ın beş bölümünden tarihteki DEREBEYLİK Hindistan’ının yaşandığı yer olduğunu belirtmiştik.   Hindistan’da bu bölgede RACA’lar hükümran olmuşlardır. 400’den fazla MİHRACE vardır. Bunlara MİHRACE, NAİB-NAAM’da denmektedir. İpek ve Baharat yolunu kontrol eden MİHRACELER ticaretten pay alır, kervanları denetlerlermiş. Kervan ticareti yaparlar, ipek, kıymetli taş, mermer, vs. ile uğraşırlar, diğer Prensliklerle de işbirliği halinde çalışırlarmış.   İngilizlerin bölgeyi sömürüsü başladığı tarihlerde Racalar arasında iç çekişmeler başlamış ve etkilerini, yönetim sistemlerini kaybetmişlerdir. Halen mevcut olan Mihraceler sonraları ticarete atılmışlar, konaklarını kimi zaman otel yapmışlar, kimi zaman mute,.. Hindistan hizmetine sunmuşlardır.   Fillerle çıktığımız Amber Kalesini eski tip Wllys ciplerle indik, otobüsümüzle YAŞAYAN MİHRACE’nin malikânesine gittik. Burası küçük bir saraydır, dış duvarları, giriş kapıları, divan toplantı salonları ki çok görkemlidir, bahçeleri ile turizme kazandırılmış alandır burası. Mihrace 80’li yaşlarda Hint ordusundan emekli olmuş bir paşa imiş. Konaklardan birisi tekstil müzesidir, gezdik. Mihracelerin ve eşleri olan MAHARANA’ların kıyafetlerinin sergilendiği bölümleri gezdik, sonra büyükçe bir kapalı bölüm, satış yapılan alana dönüştürülmüş. Sarayın bahçesinde gümüşten yapılmış içine yaklaşık 2 ton su alan güzel kaplar gördük. Bunları Mihrace İngiltere seyahatinde yanında götürüyor, içinde içme ve yıkanma için GANJ’ın suyunu yanında taşıyormuş. Mihrace hayatında hiç GANJ’ın suyu dışında su içmemiş-kullanmamış. Bu devasa su kaplarının sergilendiği kameriye gibi yapının duvarlarında da Racalar döneminde kullanılan çeşitli silahlar biz gezginlerin görmesi için muntazam şekiller oluşturacak biçimde dizilmişler…. Sergilenmektedirler.  
 


Yine astronomiye meraklı bir MİHRACE tarafından Mihrace sarayının bahçesine yaptırılan dünyanın en büyük açık hava RASHATHANE’sini gezdik. Güneş saatleri vardı, yarım küreler ile dakika, saat, gün ve haftaları tayin ederlermiş. Yer altına oydukları yarım küreler ile de saatleri ayarlama çukurları oluşturmuşlar. Yola çıktık, yine bir Mihrace tarafından yaptırılan göl odası gibi duran GÖL SARAY’ı gördük. Gölette ada üzerine yapılan estetik yapının 1. katında ağaçlar ekip yetiştirmişler. Babil’in asma bahçelerinden esinlenerek oluşturulmuş yapıların terasında gerçek ağaçların yer aldığı bahçe örneğiydi bu..   Yola devam ettik, Amber Kalesinden JAİPUR Kentinin içine doğru.. Pembe Kent Jaipur, 3,5 milyon nüfusu ile RACİSTAN’ın başkentidir.   İngiliz prensi Albert’in şehre geleceğinde, onun onuruna şehir pembeye boyanmış. Şehre İngilizler geometrik şekil vererek kurmuşlar, yollar, meydanlara açılan caddeler ölçülü genişlikte, eşit uzaklıkta ve planlı şekilde oluşturulmuş.   Şehrin içinde HAVA MAHAL’i gördük. Burası hava için yapılmış, saray görüntüsü verilmiş, 1000 pencereli bir yapı. Sadece duvar var; arkasında saray yok. Çünkü burası resm-i geçitlerde MİHRACELERİN geçenleri (muhtemelen gösterilerdeki askerlerini) selamlamada kullandığı bir platform gibi.. Jaipur yarı kıymetli taş cenneti, taç mahaldeki mermere işlenmiş milyonlarca kıymetli taş Jaipur civarından çıkıyor. Zümrüt, yakut, lapislazuli, akik gibi yarı kıymetli taşlar bu şehrin çarşılarında çok miktarda satılmaktadır.    Jaipur’un içinde pazarlarında dolaşmak, alış-veriş yapmak için serbest saatler verildi. Biraz dolaştık, akşam oluyordu. Yorgunduk, otelimize döndük. Yarın AGRA’ya yolculuk vardı

 

Yazan: Sefa Coşkun                                                 Editör: Ali Can                            
avsefacoskun@hotmail.com                                  alican93@hotmail.com